1 Şubat 2010 “Antifonitis” 29 Ocak ‘Milli Direniş Günü’
“29 OCAK VE SAFSATASI
Türk ruhluların ‘Milli Direniş Günü’ olarak gelenekleştirmek istedikleri yıldönümü, üç gün süren etkinliklerle gerçekleştirildi. ‘FİLİA’ salonundaki kalabalık etkinliğe biz de katıldık. Sunulan belgeleri gördük ve yapılan gösterim ile konuşmaları dinledik.
Peki, tarafsız bir kişinin bütün bunlardan edineceği izlenim ne olurdu?
Gerçekten 1990 yılına kadar bazı haklardan mahrumdular (İstanbul’da çok daha kötü bir şekilde yapılanlara karşı Yunan Devletinin uyguladığı misilleme). Haklarının aranması, her zaman komşu ülkeyle bağlantılı olduğu için, sosyal bir karışıklığa neden oldu. Pogrom olarak lanse ettikleri şey, aslında birkaç vitrinin kırılması, iki kişinin burnunun kanaması ve bir kişinin başından yaralanmasıydı (etkinlikte yer alan fotoğraflara bakınız). Bu olaylardaki TEK ÖLÜ ise korkunç biçimde katledilen bir çoğunluk mensubuydu (Aggelos Solakidis). Öyleyse bugün kahramanlık hamasetine, şoven nutuklara ve tutkunun yeniden alevlendirilmesine ne gerek var?
29 Ocak 2010 tarihinde Türk ruhlular Gökçeler (Selero) yakınlarındaki ‘Filia’ salonunda İskeçe Türk Müftüsü Ahmet Mete’nin deyimiyle ‘Milli Direniş Günü’nü kutladılar.
Adıgeçen, Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Halit Habipoğlu ve Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Başkanı Ferruh Özkan’la beraber Mehmet Emin Aga, Mehmet Hilmi ve Sadık Ahmet’in mezarlarını ziyaret ettiklerini ve çelenk koyduklarını dile getirdi (bkz. Fotoğraflar).
Hatırlamayanlara hatırlatalım; Mehmet Emin Aga sözde Müftü, Mehmet Hilmi geçen asrın başında yaşayan bir gazeteci, Sadık Ahmet ise tartışmalı icraatlar gerçekleştiren Rodop milletvekiliydi. Ortak noktaları –kibar bir dille ifade edeyim- Türk (derin) Devletiyle olan yakın ilişkileriydi…
Salonun girişinde olaylarla ilgili bir fotoğraf sergisi vardı. Salonda iğne atsanız yere düşmezdi. Takriben 700 kişi etkinliğe katıldı. Etkinlik, Hülya Emin’in Türk devlet televizyon kanalı TRT’de yer alan programının gösterimiyle başladı. Programda etkileyici bir müzik ile Türk ruhluların mesnetsiz hikayeleri yer alıyor ve o dönem ‘Rizospastis’ gazetesinde yer alan yazılara değiniliyordu.
Etkinliğe Trakya’nın neredeyse tüm Müslüman yerel yöneticileri ve siyasetçileri katılmıştı. Türk Başkonsolosluğunun temsili ise sadece sekreter seviyesindeydi (acaba kampanyamızdan mı çekindiler).
Yıldönümünü onurlandıranlar arasında PASOK’un yıldızları Mandacı ve Hacıosman da vardı. Hacıosman, Azınlığın ‘kendine özgü etnik kimliğiyle’ bölgede yaşamaya hakkı olduğunu ifade etti. Mandacı ise sözünü ‘Ne mutlu Batı Trakya Türk’üyüm diyene’ ifadesiyle bitirdi. Adıgeçenin Mustafa Kemal’in benzer özdeyişinden etkilendiği barizdi.
Türklerden uzak ara farkla daha Türk olan ise PASOK sabık milletvekili Ahmet Faikoğlu oldu. Resmen şov yapan adıgeçen, herkesin toplam konuşma süresinden bile fazla (gevezelik eden İbrahim Şerif’in dışında) konuştu.
Faikoğlu, bütün faal siyasetçilerin Batı Trakya Türk’ünün sesini duyurabilmek için ellerinde panolarla Avrupa Parlamentosuna yürümelerini önerdi. 1990 yılında Aggelos Solakidis’i hastanede öldüren şahsa da (Hasan Salih) mendil ıslatan bir şekilde değinen Faikoğlu, oldukça ilginç bir olayı da anlattı.
Katıldığı bir İKÖ toplantısından dönüşünü anlatan Faikoğlu, şu ifadelere yer verdi:
‘O zamanlar İbrahim Şerif, Sadık Ahmet ve Özal’la birlikte Senegal’den dönüyorduk. Yolculuk sekiz saat sürdü. Gidip rahmetli Özal’ın yanına oturdum. Tabii önce Büyükelçilikte de konuşmuştuk…’
İki milletvekili, sözde Müftü ve Türkiye Başbakanıyla birlikte İKÖ toplantısından dönüyorlar. Faikoğlu hakkında endişelenmenize gerek yok. Adıgeçen, Yunan Parlamentosu sabık milletvekili olarak emekli maaşını muntazam bir şekilde alıyor.”
|