|
24 Ocak 2010 “Makedonia” Gümülcine Başkonsolosluğu’nun Varlığı İçin En Küçük Bir Sebep Bile Bulunmamaktadır
“Gümülcine’deki Türk Başkonsolosluğu Trakya’nın yarasıdır
Ulusal sorunlarımızın belki de en büyüğü Trakya’da bulunuyor. Bu sorunun çok basit bir ismi var: "Gümülcine Türk Başkonsolosluğu". Öyle bir etken ki, eğer mevcut olmasaydı ne Yunan devleti için güvenlik sorunu, ne Müslüman azınlığın demokratikleşmesi ve normal yaşamı ne de bölgenin olağan siyasi ve ekonomik yaşamıyla ilgili sorunlar gündeme gelirdi. Mesele artık son aşamaya geldi. Bundan dolayı tüm Yunan toplumunun, Başkonsolosluğun Trakya’dan hemen çıkartılması amacıyla baskılarını arttırması yönünde bir girişim başlatılması kaçınılmazdır. Kesin olan şu ki, bölgede ne Türk vatandaşları yaşıyor ne de AB’nin çağdaş ülkesi Yunanistan’da azınlık hakları, demokratik “garantörün” (örneğin uzun yıllar nazikçe İstanbul’u, Gökçeada’yı, Bozcaada’yı veya bugün Türk egemenliği altında olan Kürdistan’ı koruduğunu gördüğümüz gibi) korumasına ihtiyaç duyacak şekilde tehlike altındadır. Lozan Antlaşması’nın bizatihi ihlalcisinin “himayesine” de ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla Gümülcine Başkonsolosluğu’nun varlığı için en küçük bir sebep bile bulunmamaktadır.
Kalabalık Ajan Yuvası
Son 20-30 yıldan beri Türkiye'nin Gümülcine Başkonsolosluğu Trakya’nın en büyük yarası olmaya devam ediyor. Ankara’nın yeni Osmanlılık formülü altında Balkanlara yayılma politikasının öncülüğünü oluşturan Başkonsolosluk, esasında kalabalık ajanların yuvası, bölgede daimi bir istikrarsızlık faktörü, faşist kin ve karanlığın kanalı olan, örgütlü gizli güç odakları ile Müslümanların gettolaşmalarını sağlayan, azınlık toplumunu yönlendirerek (Pomak ve Romanların Türkleştirilmelerini hedefleyen yöntemlerle) “Türk azınlığı” kurulması planlarını destekleyen devlet içinde bir devlettir. Başkonsolosluk memuru Oktay Engin’in (1) Eylül 1955 olaylarının çıkmasına sebep olan provokatör eyleminden, meşhur Sadık Ahmet’in (2) MİT ve Bozkurtlar ile ilişkilerine ve günümüzdeki sonsuz kışkırtmalara kadar, zincir uzayıp gidiyor. Günümüzde Türk Başkonsolos konumu itibariyle belirlenmiş diplomatik rolünü her gün ihlal etmeye devam ederek, Türklük dersleri verdiği köylere lider gibi ziyaretler gerçekleştiriyor. Ayrıca seçim öncesi dönemde seçilmiş azınlık siyasetçilerine eşlik ederek, Yunan devletinin işlerine müdahalesi daha da sıkıcı ve aleni bir hal alıyor. Aynı anda Türkleştirme –birçok kez terör koşulları altında– hızla sürüyor. Yerel Pomak panayırları sahipleniliyor, “Türk gelenekleri” ve yerel “Türk” masal kahramanları icat ediliyor, Pomakların Türk kökenli olduklarını “ispat eden bilimsel araştırmalar” finanse ediliyor ve Trakya’yı fetheden Osmanlılar anısına kutlamalar düzenleniyor (3). Doğal olarak unutmuş olanlar için söylüyorum; tüm bunlar Yunanistan topraklarında gerçekleşiyor. Aynı zamanda Başkonsolosluğun iyi tertiplenmiş mekanizmalar aracığıyla, Müslüman köylerini kontrol etmesi ve gerginlik ortamını muhafaza etmesi için binlerce kişiye maaş verdiği, Hıristiyan mallarının satın alınması için azınlık işletmelerini finanse ettiği –dolaşan miktarlar o kadar yüksek ki özel şahısların ceplerinden çıkması mümkün değildir. Ayrıca Konsolosluğun yıllık bütçesinin 20 milyon Avro olduğunu biliyoruz-, burs verdiği, illegal azınlık anaokullarını, Hıristiyanlara karşı nefret dolu açıklamaları için kullanılan azınlık gazetelerini desteklediği yönünde ciddi işaretler var.
Bütün bunlar yaşanırken, resmi Yunan devletinin (60 yıldan bu yana izlediği sözde dış politikasındaki bilinen teslimiyetçi ve ürkek rolüne uygun şekilde) her tarakta bezi bulunuyor, (çok az sayıdaki istisnalar dışında) yerel Hıristiyan politikacılar ise efendinin köle ruhlu itaatkarları gibi davranıyor, zira, seçilmelerinin bu efendiye bağlı olduğunu düşünüyorlar. Belediye başkanları ve valilerin, (yasal çerçeve dışında olan kışkırtıcı faaliyetlerini “yasallaştırarak”, de facto olarak resmi devlet organ konumuna yükselttikleri) Türk Başkonsolosuyla birlikte halkın huzurunda görünmeleri, Başkonsolosluğa ziyaretleri ve Mustafa Kemal ile Anavatan sevgisi sergilenen etkinliklere katılmaları, hemen her gün yaşanan olaylardır. Trakya’daki durum, gerçekten uç noktaya ulaşmıştır.
Eylem zamanı
“Türk Başkonsolosluğu’nun Kovulması için Trakya’daki Vatandaşlar Hareketi”, faşist Türk yayılmacılığın geliştirdiği ve etkisi altındaki bölgesel faaliyetlerinin sürdürdüğü korku ve yılgınlık ortamı karşısında tepki ve direniş göstermeye çalışıyor. “Türk Başkonsolosluğu’nun Kovulması için Trakya’daki Vatandaşlar Hareketi”nin küçük bir grup insan tarafından başlatılmasına ve daha üç ay geçmesine rağmen hiç umulmadık şekilde büyüdü. Bununla birlikte, Gümülcine Başkonsolosluğunun kışkırtıcı ve yasadışı faaliyetleri hakkında açıklamalarımızla ve bölgede korku içinde olan Hıristiyanların açıklamalarıyla her gün güncellenen “www.proxeneio-stop.org” internet sayfamızın ziyaretçi sayısı da hiç umulmadık şekilde artmaktadır. Tabii ki bizler, konu siyaset gündemine girene kadar baskıların artması amacıyla sonsuza dek bilgilendirmeyi sürdürmekte ısrar edeceğiz. Örneğin, (yabancı bir ülkenin Yunan toprakları içinde direkt ve kışkırtıcı müdahaleciliğine ilişkin tüm parametreleriyle birlikte) Türkiye–Yunanistan arasındaki ikili ilişkilerde bu önemli sorunun sistematik bir şekilde göz ardı edilmesini ve bunun aksine, örneğin Heybeliada Ruhban Okulu komikliği (Heybeliada Ruhban Okulu’nun tekrar açılmasına yönelik bazı çevrelerin ısrarının ne anlamı olduğunu anlayamıyorum, özellikle de, ABD’nin, Heybeliada Ruhban Okulu’nu, Trakya’da Türklerin lehine önemli karşılıklar almak için koz olarak kullandığı bir dönemde) gibi meselelere ağırlık verilmesini kabul edilemez bir şey olarak görüyoruz. Komik saçmalıklarla uğraşmayı bırakmanın ve gerçekten önemli olan şeyleri talep etmenin zamanı gelmiştir. Gümülcine Başkonsolosluğu sorunu (komik Yunan iç ve dış politikası açısından) suçlu bir suskunluk örtüsüyle örtülüdür, sanki hiç yokmuş gibi. “Türk Başkonsolosluğu’nun Kovulması için Trakya’daki Vatandaşlar Hareketi” bu sorunu ortaya çıkarmayı amaçlıyor ve bunu yapmaya da devam edecektir.
(1) Selanik Başkonsolosluğuna (Türkiye’den diplomatik torba içinde gelen) bomba konulmasından sonra, Rodop ili milletvekili adayının oğlu olan Gümülcineli Müslüman Engin’in, o dönemki Gümülcine Başkonsolosunun arabasının bagajı içinde Türkiye’ye kaçtığını hatırlatıyoruz.
(2) Başkonsolosluğun seçkin adamlarından biri olan Sadık, 1993 yılında kadar azınlığın yerleşim bölgelerinde “Stalin” oranında (%90’ın üzerinde) oy topluyordu. Yunan Parlamentosuna giriş sınırı olarak %3 barajının konulmasından sonra ise Türk Başkonsolosluğu, Yunanistan’daki siyasi partilerden adayları desteklemeye karar verdi. 1996 yılından sonra (bu sefer YDP ve PASOK’un renkleriyle) Başkonsolosluğun kışkırtıcı organlarının (Rodop milletvekili Hacıosman ve İskeçe milletvekili Mandacı’yla şimdi olduğu gibi) Meclis’teki sürekli mevcudiyeti, %3’lük sözde güvenlik barajının pratikte sıradan bir şaka olduğunu ortaya çıkardı.
(3) Başkonsolos Mustafa Sarnıç, Hloi (Hebilköy) yerleşim bölgesinde (14 Haziran 2009 tarihinde) Trakya fatihi bazı efsanevi Türk kahramanları için düzenlenen bir anma etkinliğinde hazır bulundu. Bu etkinlik, 14. yüzyılda bölgeyi fetheden sözde Süleyman Paşa isminde bir kişinin 40 yiğidinin anısına düzenlenen “40 kurban” etkinliğiydi. Güya sözkonusu 40 kişi öldürülmüş, Trakya’da gömülmüş ve şimdi ise Türk Başkonsolosunun huzurunda onurlandırılmış.
*Dr. Nektarios Dapergolas, Selanik Aristo Üniversitesi Bizans Tarihi profesörüdür, “Gümülcine’deki Türk Başkonsolosluğu’nun uzaklaştırılması için öncülük” hareketinin üyesi ve “www.proxeneio-stop.org” internet sayfasının moderatörüdür.”
|